Monday, May 15, 2017

Ortaya karışık :)


Kiyafet olarak henuz t-shirt moduna gecemedik daha. Yine de arada gunesli havalarin keyfini cikarabiliyoruz. Koyumuzdeki yuruyus yollari bu mevsimde de guzel manzaralar sunuyor.




Sadece yuruyus degil bisiklet sezonu da acildi. Bisiklet sporu buralarda Turkiye'de futbol neyse o desem yeridir. Hem teoride hem pratikte cok populer. Unlu bisikletcileri, kim hangi sene hangi yarisi kazanmis, ne odulu almis, hangi alanda, kac kmlik turlar yapmis, herkes hepsini biliyor ve bir cok kisi bu sporu kendi de yapiyor. 

Kafelerin bir cogu bisiklet dostu olarak adlandiriliyor, bisiklet yollari guzergahinin uzerinde oluyorlar, bisiklet park yerleri var. Insanlar ozellikle pazar gunleri gruplar halinde kilometrelerce bisiklet suruyorlar ve bu kafelerde mola verip bira iciyorlar. Sadece gencler gelmesin akliniza, 80-90 yasindaki teyzeler, amcalar da bisiklet uzerinde hep.

Bizim evin konumunu bir cok acidan cok seviyorum, bir cok etkinligin evin onundeki alanda yapilmasi da bunlardan biri. Bir festival, bir etkinlik oldugunda yolun karsisindaki park alanina cadir kuruluyor katilimcilar icin, yiyecek icecek standlari oluyor, biz evin ve bahcenin konforunda izleyebiliyoruz bu etkinlikleri. Bu bisiklet yarislari da olabiliyor, Halloween etkinligi de ya da elma suyu sıkma gunu ya da cicek satisi vs butun sezon boyunca bir seyler duzenleniyor. 


Bu etkinliklerden biri de Marcus Processie. Bereketli bir tarim yili olsun diye traktorler kutsaniyor. Ciftciler ailecek kucuklu buyuklu traktorlerine binip gecit yapiyorlar ve evin karsisindaki cadirda bira molasi verip kutsama isleminden sonra da yine buraya gelip gec saatlere kadar egleniyorlar. Bu fotograf onceki senelerden, bu sene Marcus Processie'ye katilmadik.


Cunku Turkiye'den misafirlerimiz vardi, babam ve kardesimle gezdik, dolastik, yedik, ictik, muhabbet ettik, cok guzel bir hafta gecirdik :)


Mahir'in saclari da yavas yavas yola girmeye basliyor, onun yeni ev arkadaslari var bu sene, tatli bir ordek cifti. 




Bahceden bahsetmeye gecmeden once Eurovision ile ilgili bir seyler yazayim buraya. Belcika'nin Eurovision adayi Blanche ile ilgili bir cok haber vardi son gunlerde. Belcika'nin da yarisacagi ilk yari finalde sadece Portekizli adayin ingilizce disinda bir dilde sarki soyleyecegi yaziyordu. Yakin zamanda Portekizceye hayranlik duyup gece treniyle Lizbon'a giden bir roman kahramaninin izinden Lizbon'a gittigimiz icin sempatik geldi bu aday. Eurovision sarkilarinin hic birini dinlemeden (Belcika haric, radyoda duymamak mumkun degil) Cagri'ya ''Tamam dedim, ben adayimi sectim, Portekiz favorim.'' :) 

Gectigimiz gunlerde Cagri is icin Norvec'teydi. Onun orda oldugu aksamlardan birinde ilk yari final vardi. Ikimizinde ayni anda izleyebilecegi bir sey oldugu icin izlemeye basladik, ben evde o Norvec'te otelde. (Yillar once Beytepe'de kampuste birlikte bir Eurovision daha izlemistik, Sertap Erener'in sarkisi birinci olmustu.) 

Portekizin tanitim videosuna sira gelince, Cagri beni aradi, bir kac hafta once gezdigimiz yerler vardi cunku tanitim filminde. Lizbon yazilarinin birinde bahsettigim kitapcida ve sari tramvayda geciyordu. Iki dakika sonra benim jeton dusunce ben onu aradim. Cunku biz o kitapcidayken bir cekim vardi, kameralar, mikrofonlar genc bir cocugu cekiyorlardi, biz de Portekizli bir unluyle roportaj ya da belki bir dizinin sahnesini falan cekiyorlar herhalde diye dusunmustuk. Kocaman fotograf makinesiyle rahatsiz etmeyelim diye uzakta durmaya calistik cekim ekibinden ama fotograflara kenardan koseden girdiler bir sekilde. O genc cocuk meger Salvador Sobral'mis. 

Sarkiyi dinleyince ''dinlemeden favori secmem bosuna degilmis, dinledikten sonra da favorim bu sarki'' diye dusundum ama Eurovision puanlama olarak sadece muzikal kriterlerin degerlendirildigi bir yarisma olmadigi icin yari finali gecebilecegine bile supheyle baktim. (Ikinci favorim de Moldova idi bu arada, o nasil sarki, o nasil dans :))

Farkinda olmadan Cagri ile totem yapmis olduk herhalde, once Sertap Erener sonra Portekiz. Sarki gercekten guzel bu arada, dinlemediyseniz bir bakin.


Bahceye gelince once lalelerimiz acti. 




Yabani ciceklerin de bambaska bir guzelligi var.





Daha once bahsettigim zambaklar kendilerini aştılar, toprak altinda cicek acanini da gorduk bu sene, hamam bocegi dayanikliligi var sanirim bu nergislerde :)



Daha guller tomurcuk halindeyken, henuz hic biri acmamisken, on taraftaki yaban otlarini temizliyordum, burnuma buram buram gul kokusu geldi. Kokuyu takip edince buldum, meger arka tarafta bir sari gul acmis kocaman.


Ev sahibi bahcede bir takim degisiklikler yapiyor, ozellikle orta bahce tamamen degisecek. Orda kendiliginden cikmis sanirim succulent cinsi cicekler vardi cimlerin arasinda, onlarin bir kismini da saksilara aldim. 


Diger cicekler de yavas yavas uyanmaya basladilar.






En cok cicegi bu kirmizi gul veriyor, bir gun once tek bir tane gul varken ustunde bir sonraki gun bir suru tomurcuk cicege donmustu bile.



Bu sari cicekler halı tarzi yeri kaplayan bir tur, aralarinda da tek tuk acmaya baslamis morlar var yine ayni tarzda. Onlar da tamamen acinca, sari ve mor cok guzel bir zitlik olusturuyor.



Mineler en sevdigim :)


Bahcenin arka kisminda kuytu bir alan vardi, bir kac sene once orada sadece boyum kadar isirgan otlari vardi. (cunku cok uzun boylu oldugum icin :))

Onlari temizledikce, o alanda cok guzel cicekler cikmaya basladi, her sene isirganlarin ve yaban otlarinin sayisi azaldi, ciceklerin sayisi artti. Ve ne zaman o alanda fotograf ceksem ozellikle yapmadigim halde isigin gelis acisindan dolayi bokeh oldu fotograflar. Bana masalsi bir seyleri cagristiriyor o kuytudaki ciceklerin fotograflari.






Sebze bahcesinde de yapilacak bir suru is vardi. Orayi da yaban otlari kaplamisti, onlari temizledik, capaladik, belledik, sebzeler aldik, ektik, can sularini verdik. Simdi kuslardan ve diger hayvanlardan ne kadari kurtulursa urun vermelerini bekliyoruz. :)








Saturday, April 22, 2017

Lizbon gezi notlari 4. gun - Lizbon


Otelimiz merkezde oldugu icin gormek istedigimiz diger yerlere giderken az biraz dolasmis olduk ama Lizbon'u tam anlamiyla Lizbon'daki son gunumuzde gezdik. Buraya gidecek olanlara yardimci olabilecek bir kac tavsiyeyi bu son yazida paylasmak istedim. 

Diger bir cok Avrupa sehrinde oldugu gibi Lizbon'da da buyuk meydanlar, gorkemli heykeller,  alisveris caddeleri, muzeler ve parklar turistlerin ugrak noktalari. Lizbon'un merkez bolgesini 3 kisima ayirabilirsiniz:  Baixa Chiado, Alfama ve Bairro Alto




En buyuk ve populer meydanlarindan birisi Praça de Comercio, yolunuz bir sekilde buraya mutlaka dusecektir.



Oldukca yokuslu Lizbon sokaklarinda karsiniza bir kac asansor cikacak. Bunlardan en turistik olani Elevador de Santa Justa. Turistik olmasi demek onunde sizi yine uzun siralar bekliyor demek. Hem zamandan hem paradan tasarruf etmek isterseniz arka sokaktan yuruyerek asansorun ust sokakla birlestigi kisima ulasabilirsiniz, buraya giris ucretsiz ve manzarasi oldukca guzel.


 




Yemek yerken geleneksel halk muzigi olan Fado'yu dinleyebileceginiz bir suru mekan var. Bazi yerler icin onceden rezervasyon yaptirmak gerekebilir.



Lizbon'un en eski ve en unlu cafelerinden biri Cafe A Brasileira, Rua Garrett caddesinde.



Lizbon'un simgelerinden biri 28 numarali sari tramvay. Asiri turistik oldugu ve herkes binmek istedigi icin yine sira beklemeniz gerekecektir. Disardan bakip fotograf cekmesi daha keyifli :)


Sé Katedrali en onemli turistik mekanlardan bir digeri. Icerisini ucretsiz gezebiliyorsunuz.



Barcelona'daki La Boqueria'nin bir benzeri Lizbon'da bulunuyor. Mercado da Riberia bir bolumunde sebze meyve alisverisi yapabileceginiz, cok buyuk baska bir bolumunde de her turlu yiyecek icecek satin alip yiyebileceginiz cok buyuk bir pazar.

 


Sehir icinde yuruyerek dolasmak en guzeli, yollar bazen yokuslu olsa da hangi sokakta karsiniza ne cikacak bilmeden sehri kesfetmek keyifli olacaktir.





Pasteis de Belem'de Belem tatlisi yediniz, Nata tatlisi da denemek istiyorsunuz, Fabrica da Nata bunun icin guzel bir tercih. Bazi yerlerde tatli seven benim icin bile fazla sekerli gelen Nata'lar olabiliyor ama burdan aldigimiz daha hafif, lezzetli bir tatliydi.



Tatli demisken baska bir seyler de yemek icmek gerek. Ben vejetaryen oldugum icin, Cagri da denizden cikan hic bir seyi yemedigi icin (tuz haric:) deniz urunleri konusunda bir tavsiyede bulunamayacagim. Ama cok cok sanssiz degilseniz hangi restaurani secerseniz secin buyuk ihtimalle, taze, lezzetli deniz urunleri yiyeceksinizdir.

Dondurma yemek isterseniz Santini'nin her hangi bir subesinden gonul rahatligiyla dondurma alabilirsiniz; tadi, kivami oldukca iyi.

Aksam yemegi icin tercih ettigimiz restaurantlardan biri Jardim dos Sentidos idi, porsiyonlari biraz buyuk olsa da yemekler basariliydi, menusune mutlaka bir goz atin.

Lizbon'daki en iyi pizzanin Casanova'da oldugu soyleniyor. Pizzalari guzel, geleneksel firinda pisiyor ve lezzetli. Ama degisik olan mekanin kendisi. Deniz kenarindaki bu restaurantin icerisi yemekhane havasinda, siparis vermek icin masanin ustunden sarkan kirmizi ampulu yakmaniz gerekiyor, masadaki kumas pecete ile menunun uzerindeki desen ayni vs gibi tuhafliklar var.

 Girisinde surekli sira oluyormus burda da. Biz gittigimizde hic beklemeden oturduk ama daha siparislerimiz gelmemisti ki sira kapinin disina kadar uzamisti. Bu konularda genelde cok sanssiz oldugumuzu soyleyebilirim, girdigimiz sira yavaslar, trafikte gectigimiz serit tikanir vs ama bu Lizbon gezisinde nedense ne mekan girislerinde, ne toplu tasima da bir kac dakika disinda beklemedik hic.


Sahil kenarinda yururken yiyecek standlari ve piknik masalarina denk geleceksiniz. Orada oturup ekmek arasi peynirden mutlaka denemelisiniz. Ekmek arasina surulen Serra peyniri inanilmaz lezzetli, biz bayildik.

Yaninda da buranin en unlu iki birasi olan Sagres ya da Super Bock biralarindan icebilirsiniz. Belcika  biralarindan sonra bu biralarla ilgili fazla yorum yapmak istemiyorum ama :) serinlemek icin tercih edilebilir. 

Bir diger yerel icecek de bir cesit visne likoru olan Ginjinha (ya da kisaca Ginja). Bir de tabi ki bol bol Porto sarabi bulabilirsiniz. 


Lisbon'dan cikmis en onemli isimlerden ikisi Fernardo Pessoa ve Jose Saramago. Cift dilli toplama siir kitaplarini turizm ofislerinde ve hediyelik esya dukkanlarinda bulabilirsiniz. Gordugum kadariyla Portekizce-Ingilizce ve Portekizce- Fransizca secenekleri vardi, daha baska dil secenekleri de olabilir. 

Toplu tasima icin Viva Viagem diye bir kart kullaniliyor. Ego benzeri bu karti ilk alisinizda 50 sent kadar bir ucret oduyorsunuz, daha sonra bu karti doldurup metro, tramvay, otobus ve tren icin kullanabiliyorsunuz. Ama kartin icinde yuklenmis metro, tramvay, otobus bileti varsa ustune tren bileti yukleyemiyorsunuz, ayri bir kart almaniz gerekiyor ya da kartin bos olmasi. 

Eger toplu tasimayi sık kullanacaksaniz gunluk sinirsiz kartlar ve Lizbon kart secenekleri var.

Sehrin bir diger simgesi horoz. Hediyelik esya dukkanlarinda tramvayli, horozlu, balikli bir cok hatira esyasi bulabilirsiniz. 


Sokak sanati Lizbon'da her yerde karsiniza cikacak. Hava guzelse sahil kenari oldukca cumbuslu oluyor. Sokak muzisyenlerinin ezgileri, kumlara, merdivenlere uzanmis insanlar, deniz kokusu, burda huzur bulmamak imkansiz.






Lizbon yazilarinin tamamina toplu olarak asagidaki linkten ulasabilirsiniz: 



Bizimle birlikte kisa bir Lizbon turu yapmak isterseniz :)