Thursday, April 26, 2012

My Valentine..

Hepsi cok guzeldi, ayiramadim.. Natalie Portman ve Johnny Depp once birlikte, sonra ayri ayri, son olarak da tabi ki Paul McCartney ile orijinali : My Valentine..












Monday, April 23, 2012

Yagmurlu gunler..

Yaz geliyor diye dusunurken soguk ve yagmurlu geciyor bir suredir havalar. Bu aralar daha cok evde vakit geciriyoruz.
 Evde olunca da mutfakta daha fazla zaman geciyor, ya yiyecek bir seyler hazirlayarak ya da yiyerek :)

Haftada bir gun evin ilerisine gelen cilek arabasindan aldigimiz cileklerin bir kismini cilekli pasta yaparak degerlendirdik. Tamamen kendi imalatimiz olan cilekli pastayi iki kisi olmamiza ragmen kisa surede sildik supurduk:)




Cumartesi gununu Turk gunu olarak degerlendirdik. Kahvaltiyi Turk marketinin yanindaki pastaneden aldigimiz simitlerle, boreklerle yapip aksam da solugu Hassan restaurant'ta aldik.

Burasi Genk'te 40 yildir var olan bir mekan. Restaurant'in sahibi yasli ama dinamik amca kizlariyla isletiyor burayi. Doneri cok iyi gercekten. Pilava, mezeye kuru uzum koyuyorlar, guzel bir lezzet katiyor, kiyilmis taze sogan da oyle. Mekana Turk musteriden daha cok yillardir oranin mudavimi olan Flamanlar geliyor. Masalarin ustlerinde, duvarlarda cok guzel eski fotograflar var, yemek gelene kadar onlara bakmaktan acligini unutuyor insan. Zaten servis yeterince hizli yapiliyor.

Pazar gunu Bruksel'e gittik, amcami ziyaret etmeye. By-pass ameliyatindan bir kac gun once cikmis olmasina ragmen cok iyi gorunuyordu, mutlu olduk onu oyle gorunce :)

Tongeren'e dondugumuzde ben cok acikmistim. Cagri da bir suredir kibrit patates ve kofte istiyordu. Sivadik kollari birlikte hazirladik yemegimizi. Bu aksam yemege ne yapsam diye dusunenlere leziz bir oneri. Sadece patatesli kismi bile tek basina yeter benim icin :)



Butun hafta sadece yemek yemedik tabi:)
Cagri işe ben okula gittik, ders calistik, film izledik, oyun oynadik, kitap okuduk, evdeki ve disaridaki islerimizi hallettik, Cagri gitar caldi ben de ''Cagri'nin portresi'' ile ''Balkonda kitap keyfi''ni yaptim:) Sevdigimiz seylerle oyalanarak bir haftayi bitirdik.







Game of thrones..

Hbo'nun ''A song of ice and fire'' kitap serisinden uyarladigi dizi. 
R.R, Martin'in serisinin kitaplari su sekilde:


1- A game of thrones
2- A clash of kings
3- A storm of swords - A song of ice and fire
                                   - Blood and gold
4- A feast for crows
5- A dance with dragons
6- The winds of winter


Adindan da anlasilacagi gibi taht icin mucadele eden hanedan aileleri konu aliyor. Bu aileler Westeros denen yerde belirli bolgelerde yasiyorlar. Mevsimler bu dunyada alistigimizin disinda, yazlar ve kislar yillarca surebiliyor. Zaten dizideki kilit soylemlerden biri de ''Winter is coming''. Bunun disinda esrarengiz ve olagandisi seyler de yer aliyor bu dunyada.


Diziyi izlerken bir cok kisi icin gecerli olan bir zorluk, kimin hangi aileden oldugu, digerleriyle nasil bir bagi olduguyla ilgili karisiklik. Cok kisi bu dertten muzdarip oldugundan internet uzerinde ailelerin baglariyla ilgili cok sayida şema var. Bu yazida spoiler icermeyen (ya da minimum duzeyde iceren) genel bir bakis olacak diziyle ilgili. 


Konunun gectigi Westeros haritasi:



Her ailenin belirli bir soylemi var;


House Stark: "Winter is coming"
House Baratheon: "Ours is the fury"
House Lannister: "Hear me roar!"
House Tyrell: ''Growing strong''
House Targaryen: "Fire and blood"
House Merryweather: ''Behold our bounty''
House Mooton: ''Wisdom and strength''
House Westerling: “Honor, not honors”
House Tully: "Family, duty, honor"
House Arryn: ''As high as honor''
House Greyjoy: "We do not sow"
House Hightower: ''We light the way''
House Oakheart: ''Our roots go deep''
House Martell: "Unbent, unbowed, unbroken" 



Ailelerden en onemli dort tanesini kisaca inceleyecek olursak:


House Stark




Kralin (Robert Baratheon) sag kolu Eddard (Ned) ve Catelyn'in 5 tane cocugu bulunuyor. Eddard'in baska bir kadindan bir oglu daha var. Bu cocuklarin her birinin de kendi ozelliklerine uygun kurtlari (direwolf) var. En kucukten en buyuge dogru cocuklar ve kurtlarin isimleri soyle:

Rickon   (Shaggy dog)
Bran      (Summer)
Arya      (Nymeria)
Sansa     (Lady)
Robb     (Gray wind)
Jon Snow ''bastard''   (Ghost)

Rickon daha cok kucuk oldugu icin dizide bir rolu yok. 
Bran ilginc gucleri olan bir erkek cocugu, dizideki onemli anlardan birine sahitlik ediyor.
Arya kiz cocuklardan kucuk olan. Benim dizideki favori karakterlerimden biri. Daha cok bir erkek cocugunu andiriyor, cok guvenilir, durust ve cesur. Gayrimesru kardesi Jon Snow ile aralari cok iyi.
Sansa süslü bir kiz cocugu, kendini prenses sanan ezik bir karakter. Ablasi olmasina ragmen bana gore Arya kadar olgun degil.
Robb en buyuk erkek cocuk. Stark hanedaninin varisi.
Jon Snow Ned'in gayrimesru oglu. ''Duvar''da olmayi seciyor.



Eddard

 Catelyn

Bran


Arya


Sansa

 Robb

Jon Snow



Eddard Stark'in 4 kardesi var (Wylla, Lyanna, Brandon, Benjen). Babalarinin ismi Rickard.




House Lannister


Zengin ve aristokrat bir aile ayni zamanda entrikalarla dolu. Ailenin babasi Tywin. Tywin ve Joanna'nin 3 cocuklari var. 

Bunlardan ilki Tyrion, en kucuk oglan. Dogarken annesinin olumune neden olmus bir cuce. Dizinin en ilginc karakterlerinden biri. Cok zeki ve ince bir alayciligi var. 

Jaime ve Cersei Lannister ikiz kardesler. Jaime Shrek'teki Prince Charming'in birebir kopyasi :) Lakabi ''Kingslayer''. Kibirli bir karakter, dovusmeyi seviyor. 
Cersei Kral Robert Baratheon'la evlenince kralice olmus. Acimasiz bir karakter. Cersei'nin 3 tane cocugu var. Tommen, Myrcella ve Joffrey

Joffrey dizinin bana kalirsa en sinir bozucu karakteri. Sanal alemde hakkinda yazilanlari gorunce bu konuda yalniz olmadigimi goruyorum. Turkiye'de olsa kesin linc edilirdi ya da taslanirdi Erol Tas misali. 



Tywin

Tyrion

Jaime

 Cersei

 Joffrey


House Targaryen


Mad King Aerys Targaryen ve Rhaella'nin cocuklari Viserys ve Daenerys ejderha soyundan gelmektedir, kral babalari oldurulunce surulmusler ama tahtin gercek sahibi olduklarini dusunmektedirler. Viserys tahta cikmak icin kardesi Daenerys'i kendilerine yardim etmeleri karsiliginda savasci gocebe ve vahsi halkin lideri Khal Drogo ile evlendirir ve olaylar gelisir:)
Dizinin en kilit karakterlerinden biri Daenerys nam-i diger Khaleesi. 

Viserys


 Daenerys



Khal Drogo

House Baratheon


Mad King oldurulunce Baratheon ailesinden Robert yedi kralligin krali olmustur. Asik oldugu kadin Eddard'in kiz kardesi Lyanna'dir ama Cersei ile evlidir. 

Kardesleri Renly ve Stannis'dir. Stannis kimse tarafindan sevilmez. Escinsel kardes Renly'nin ise arkasinda buyuk bir ordu vardir.

 Robert


Stannis

Renly




Biraz spoiler'in zarari olmaz diyenler ya da izlemis olanlar icin ailelerin geri kalani ve aralarindaki iliskilerle ilgili ayrintili bir tablo :


                           


Dizinin suanda ikinci sezonu yayinlaniyor. Bildigim kadariyla kitaplar da cok keyifli. Imkani olana hem kitaplari hem de diziyi tavsiye ediyorum.

The Artist..

2012 yilinda 10 dalda Oscar'a aday olup, en iyi film dahil bes tane Oscar'i ve bunlarin disinda daha bir cok odulu kazanan The Artist filmini biraz gecikmeli de olsa izleyebildik.

Bu siyah beyaz filmi izlerken Sadri Alisik'i, Ayhan Isik'i izler gibi olduk. 

Sessiz film olmasina ragmen altyazi indirmek gerekebilir. Biz ekrana gelen Fransizca diyaloglari sadece bilmedigimiz bir iki kelimeye sozlukten bakarak kendimiz cevirerek izledik filmi, cok kritik seyler degil belki ama olaylarin gidisatina daha fazla hakim olmak icin diyaloglari da anlamak onemli olabilir.

Filmin en sevdigim kisimlari sessiz filmin sesli kisimlari (ruya sahnesi), Peppy'nin George Valentin'in kostumuyle olan muthis sahnesi ve sondaki dans sahneleri oldu. 

Oyunculuk konusuna gelince benim icin hic tartismasiz en basarili performans Uggie'nin performansiydi. Buyuk kopekleri daha fazla sevmeme ragmen film bitince cikip bir yerden Jack Russell Terrier almamak icin zor tuttum kendimi. 








Sehir tiyatrolari yok edilemez!

                            

Thursday, April 12, 2012

Rome..

Pazar gunu Easter idi ama okullar daha cumadan tatile girmisti bile. Cagri da bir kac gunluk izin alinca, biz de firsattan istifade dustuk Italya yollarina.
Charleroi'dan Ciampino havaalanina uctuk once, sonra da Terravision otobusleriyle Roma terminali 'Rome Termini'ye geldik. Otelimiz terminale 2-3 dakika uzaklikta oldugundan kolayca ulastik, esyalarimizi biraktik, odanin Fransiz balkonundan etrafa bir goz atarak hemen kendimizi sokaklara attik. Yoldan gelmis olmamiza ragmen saat daha erken oldugu icin odaya kapanmak istemedik.



Roma'da her yer birbirine cok yakin gibi geliyor. Iki tane metro hatti ve her yere ulasabileceginiz otobus hatlari var ama biz yakin gozukuyor yuruyuveririz diye diye saatlerce durmadan yurumusuz, kilometrelerce yol katetmisiz Roma'da. Metrolar sehrin kenarindan dolasiyor. Her yer o kadar tarih dolu olsa ben de kazip metro yapmazdim oralara:)
Metroyla Ispanyol merdivenleri tarafina, Vatikan'a ya da Colosseum'a ulasmak mumkun. Otobuslerde de bilet kontrolu yapilmiyormus, sadece turistler bilet aliyormus hatta. Ama biletsiz yakalanmanin cezasi da 100 euro civarindaymis. Biz gidis donus biletlerimizi alip attik cebimize. Ama kullanmak nasip olmadi, her otobuse binisimizde cebimizde kaldi, soran olmadi, onumuzdeki Roma gezilerinde kullaniriz artik.

Ilk olarak Repubblica Meydanina ciktik. Meydanin ortasindaki cesme Avrupa'nin en erotik cesmesi secilmis. Eskiden cok buyuk bir  hamam olan yere de Santa Maria degli Angelli bazilikasi yapilmis.











Cesmeler, bazilikalar kadar Roma'nin her yerinde gorebileceginiz bir diger sey de '' S P Q R '' yazisi.
''Senatus Populusque Romanus'' un kisaltmasi. Latince ''Roma senatosu ve halk meclisi' anlamina geliyor.


Cesmelerin, tarihi yapilarin yanindan gece gece Borghese Bahcelerine geldik. Sehrin her yeri buram buram tarih kokuyor zaten, sokaklarinda dolasmak bile yeterli. Bu gezimizi de fazla muze agirlikli yapmadik o yuzden. 









Borghese bahceleri cok buyuk bir alana kurulmus. Icinde muze, hayvanat bahcesi gibi bir cok kisim var. Biz daha yarisini bile gezememistik ki saatin 5 oldugunu farkettik. Hayvanat bahcesi de bir dahaki sefere kaldi :)
Borghese bahceleri Roma'da en keyif aldigim yerlerden biri oldu, yemyesil, civil civil.



















Borghese'den Spangna taraflarina ciktik. Hedefimiz Ispanyol Merdivenleri ve Fontana di Trevi..



Ispanyol merdivenleri sehrin geri kalani gibi kalabalikti. Burada biraz soluklanip, insan kalabaligini gozlemledik.







Ve Fontana de Trevi. Turklerin 'ask cesmesi' dedigi ama dunyada Trevi cesmesi olarak bilinen cesme. Bu cesmeye para atildiginda Roma'ya tekrar gelinecegine inaniliyor. Biz de kalabaligin arasindan yer bulup evde birikmis nerede kullanacagimizi bilemedigimiz 1 centlerden bir demeti havuza attik, buralara bol bol gelisimizi garantileyelim diye :)





Roma'ya gelip de yenmeden icilmeden donulmeyecek seyler belli, makarna, pizza, tiramisu, roma dondurmasi ve Italyan sarabi Chianti. Her defasinda farkli bir cesidini denedik ama ben makarnaya doyamadim. Zaten cok sevdigim bir sey bir de boyle lezzetli olunca. Pizzalar da incecik ve tam benim sevdigim gibi. Ustundeki domates sosundan bile mis gibi tarla domatesi tadi aliniyor. Bir de ustune ne bulurlarsa koymuyorlar, sevmiyorum fazla karisik pizzayi. Kalin hamur ve cok karisik pizza sevenleri pek tatmin etmese de Italya Pizzasi tam benlik.





Ikinci gun erken saatlerde yuruye yuruye Colosseum'a vardik. Daha gorkemli bir yapi beklemistim ama bunun yerine gorkemli bir bilet kuyruguyla karsilastik. Yapinin buyuk kismi St. Pietro bazilikasinin yapimi icin eritilip kirec haline getirildiginden delik desik bir hale gelmis, bakimsiz ve gosterissiz gorunuyor. Kume halindeki insanlardan olusan bilet sirasini gorunce iceriye girmekten vazgectik, siradan cikabilmemiz bile 10 dakikamizi aldi. Eski Roma yani Forum icin de benzer bir sira oluyor.








Daha sonra Piazza Venezia'ya yani 'Venedik meydani'na ciktik. Gorkemli, bembeyaz bir yapi karsiladi bizi. Romalilar pek begenmezlermis bu yapiyi, dugun keki ya da daktiloya benzetirlermis :)


Meydandaki kiliselerden birine girdik. Kucuk bir kilise olmasina ragmen tavan islemeleri yine cok guzeldi.




Sonra da Pantheon'a ulastik. Tum tanrilara adanmis olan tapinakmis burasi. 40 metrelik dev kubbenin tepesindeki delik bir zamanlar 'seytanin gozu' olarak ilan edilmis ve buradan seytanin girdigine inanildigindan yapi vaftiz edilmis. Giriste sira yok ve ucretsiz ama icerisi yine turist dolu.


Sirin bir kafede mola verdikten sonra Piazza Navova'ya ciktik. Burasi da cok guzel bir meydan. Meydanda tabi ki cesmeler var, Paris'te ki ressamlar tepesinin benzeri bir alan da var.















Roma'daki en iyi dondurmalarin satildigi soylenen 'Il gelato di San Crispino'dan da dondurma yemeden donmek olmazdi.




Sokaklari dolasa dolasa otele donduk. Karnimizi doyurmayi da ihmal etmeden.










Ucuncu gun erken saatlerde 44 hektarlik yuzolcumuyle dunyanin en kucuk bagimsiz ulkesi olan Vatikan'a gittik metroyla.

Ilk olarak Vatikan muzelerine girmeyi amaclamistik. Iki saat sirada bekledik ama sonunda ulastik bilet giselerine. Meshur spiral merdivenlerden cikarak Vatikan Postanesine geldik. Kendimize kartpostal gonderdik Vatikan'dan :)

Vatikan muzelerinde tek yonlu gezi sistemi uygulaniyor. En son kisimda Cappella Sistina var. Ama oraya ulasmak icin uzuun uzuuun yollar yurumeniz, bir suru muzeden gecmeniz gerekiyor. Muzeler cok etkileyici. Tavandaki resimlere, islemelere bakacagim diye insanin boynu tutuluyor.

Yakin zamanda ziyaret ettigimiz Aphrodisias'da da antik heykellerle dolu muzeyi gezmistik. Orasi da Roma gibi her yerinden tarihi kalintilar fiskiran bir kent:

http://myblog42-42.blogspot.com/2012/02/aphrodisias.html

Vatikan muzeleri de Roma'nin geri kalani gibi cok kalabalik. Ozellikle sona yaklastikca adim adim bile ilerleyemez hale geliyorsunuz.















Ve sonunda tavanini Michelangelo'nun 4 yil boyunca gece gunduz hic asistan kullanmadan boyadigi Sistine Sapeli'ne ulasiyoruz. Burasi da cok kalabalik olmasina ragmen cok sessiz. Kutsal bir yer oldugundan yuksek sesle konusmak ya da dizleri ve omuzlari acikta birakan kiyafetlerle iceri girmek yasak. Fotograf cekmenin de yasak olmasina ragmen gittigimiz gun bir suru gorevli olmasina ragmen kimseye en ufak uyari yapmadilar. Ben de basta cekinsem de sonra bu muhtesem sapelin fotograflarini cektim.

Tavaninda cok bilinen Adem'in ve Havva'nin Yaratilisindan, Cennetten Kovulma, Nuh ve Buyuk Tufan gibi bir cok olayi konu alan bir fresk var. Sapel'in tamami o kadar gorkemli ki Adem'in yaratilisi beklenenden kucuk geliyor insanin gozune.
  
          






Daha yakindan incelemek isteyenler icin :

http://www.vatican.va/various/cappelle/sistina_vr/index.html


Sistine Sapel'inden ciktiktan sonra dunyanin en buyuk kiliselerinden biri olan tasarimini Bernini'nin yaptigi San Pietro bazilikasina geldik. Buyuklugu insani gercekten buyuluyor. Icinde 147 tane Papa'nin mezari bulunuyor. Her bir kosesinde farkli bir figurle karsilasiyor insan.









Son aksamimizi Tiber nehrinin diger tarafinda yer alan Trastevere sokaklarinda gecirdik. Roma'nin belki de en romantik semti burasi. Aksam saatlerinde isiklandirilmis dar sokaklari, sokaklara atilmis sandalyeleriyle kucuk restaurantlari cok guzeldi. Sirin bir restaurant bulup karnimizi doyurduk bu guzel sokaklarin birinde.











Evimize dondukten sonra da Italyan makarnasinin, sarabinin tadini cikarmak icin bir iki sey aldik ve Trevi'ye attigimiz bozukluklarla buralara donusumuzu garantileyerek Roma'dan ayrildik :)