Friday, August 24, 2012

Sonunda :)


Bir cok kisi gezdi tozdu, evine dondu, tatil sezonunu kapatti bile. Bizimki daha yeni basliyor, gec olsun guc olmasin:) Bir iki hafta buralarda yokuz.

Let the holiday begin :D


Tuesday, August 21, 2012

Bayram hediyelerim :))

Blogun adresini 2008 Haziran'inda almistim ama ilk postumu uc sene sonra, yine bir haziran ayinda, 2011 yilinda paylasmisim.

Ogretmenlik yaparken zaten hic firsatim olmuyordu, kimya ve ingilizce gibi farkli branslarda ders vermek, 9. 10. 11. ve 12. siniflarin her biri icin farkli konulara hazirlanmak, ayni sinifta olsa da farkli seviyelerdeki yuzlerce ogrenci icin sinav hazirlamak, sinavlari degerlendirmek, e-okula girmek vs. vs. gibi bitmeyen bir suru isler derken bir de blog yazmak utopik olurdu. Bunlar sadece aradaki uc yil icin bir aciklama, kesinlikle sikayet degil. Cok yorucu ve yipratici olsa da her gununden zevk aldigim bir meslek oldu ogretmenlik. Ogrencilerimi, onlara ders ya da hayat ile ilgili bir seyler katabilmeyi bir sekilde yasamlarinda iz birakabilmeyi farkli bir is yapip cok para kazanmaya tercih ederim.

Yurtdisina tasininca ogretmenlikten ogrencilige gecis yaptim, dil kurslarina basladim. Tabi ogrenciyken bol bol vakti oluyor insanin :)) Bu bos vakitlerde buradaki yasantimizla ilgili gunluk tutmaya karar vermistim. Sonra fotograflarla desteklersem daha guzel daha anlamli olur dusuncesiyle deftere degil de bilgisayara yazmaya karar verdim. Yillar once aldigim blog adresini de bu gunluk icin kullanmaya basladim. Uzun sure disariya kapaliydi blog. Sonra ailelerimiz, arkadaslarimiz neler yapiyoruz, nereleri geziyoruz merak edince, blogu gorunur kilip tanidiklarimizla paylastik adresini.

Blog yazmaya baslayinca daha fazla blog okumaya basladim ve gezilerimizin disinda seyler de paylasmaya. Baska bloglardaki blog bulusmasi yazilarini falan gorurdum hep ya da insanlarin sahsen tanismadiklari halde birbirlerine arkadasca biraktiklari yorumlari.

Turkiye'de olmadigimdan bu bulusmalar benim icin zaten cok uzak ihtimal. Ama uzaktan da olsa blog sayesinde tanidigim guzel insanlar oldu. Kimi zaman ben onlarin hayatina misafir oldum kimi zaman onlar benim:)

Bu sabah gune cok guzel bir surprizle, Turkiye'den gelen bir paketle basladim. Sadece bu kitapla ilgili yazdigi bir yazinin altina kitabi merak ettigimi soylemem uzerine bana kitabi gonderme inceligini gosteren Banu'dan gelen paketti bu.

Nasil mutlu oldugumu anlatamam :) Kitabin yaninda harika kartpostallar (Turkiye'de kartpostal bulmanin zor oldugunu duymustum, en guzellerinden iki tanesi simdi benim:), tam da onun gibi kitap kurduna yakisan bir kursun kalem ve cok begendigim martili, bulutlu, vapurlu, Istanbullu bir kitap ayiraci gondermis. (Pullara da bayildim:)

Cok cok tesekkur ederim Banu, gercekten cok mutlu ettin beni, aldigim en guzel hediyelerden biri, benim icin anlami buyuk :) Okumakta oldugum kitabi bitirir bitirmez okumaya baslayacagim kitabi, zaten inanilmaz merak ediyorum :)

Dilerim senin hayatinda da boyle yuzunu gulumseten bir suru guzel an olur :)








Sunday, August 19, 2012

İyi Bayramlaar :))

Biz bu bayram sevdiklerimizden uzakta olsak da, onlari cok ozlesek de, birlikte oldugumuz icin cok mutluyuz, herkese iyi bayramlar diliyoruz :D

   

Saturday, August 18, 2012

International Geocaching Day :)

Bugun Belcika'da yilda bir ya da iki kere denk gelen ve genellikle 3-5 gun suren sicak gunlerden birini yasadik. Pazar gunu de sicakken pazartesi 10 derece dusuyor, muhtemelen yagmur da yagar, oyle garip havalar. 

Bugun Uluslararasi Geocaching Gunu'ydu, sicaga aldirmadan dustuk yollara. 4 tane cache belirledik ve ucunu bulduk. Ilki en son bir hafta once bulunmus. Belki artik orada degildi ya da biz bulamadik, bilemiyorum. Ne arayacagimizi ve nerede arayacagimizi da biliyorduk ama ilkinden bir sonuc elde edemedik.



Ikinci cache cadilar bayrami temali bir cache idi. Diger bir cache icin uzun pantolon giyin uyarisi oldugundan ailemizin sanslisi olarak bu sicak havada pantalon giyen ben oldum bu geocachinglerde :)
Cache'nin oldugu alana gelince, Cagri'nin '' Sende pantolon var gir bak bakayim suralara'' diye beni desteklemesiyle (!) calilarin, agaclarin arasina daldim. Gece buralar oldukca korkunc oluyordur. Artik tam donmek uzereyken sevimli cache'yi farkettim. Temaya uygun bir cache yapmislar gercekten. Cagri da yardima geldi hemen cache'yi acmak icin. Yanimizda kalem getirmedigimizi farkedince, log'u eski haline getirip, diger cache'lerin pesine dustuk.








Ucuncu cache icin uzun pantolon giymek ve yaninda 400 gr su bulundurmak gerekiyordu. Suyu nerede kullanacagimizi gitmeden tahmin etmistik ama pantolonun ne icin gerektigini gidince daha iyi anladik. Cache'nin oldugu alana ulasmak icin, minik ve dik bir yokusu tirmanmak gerekiyordu, ve her yer isirgan otlariyla doluydu. Kaymamak icin sagda solda tutunacak yerler ararken arada isirganlara da dokunmus olmaliyim ki kollarim kasinmaya baslamisti biraz. Cache bir borunun icinde, icine su dokuldugunde yukselen bir mekanizma ile alinabilir sekilde ayarlanmisti. Cache'yi bulduktan sonra eski haline getirip son cache'yi aramaya koyulduk.








Son cache'nin bu kadar yol ustunde olacagini tahmin etmedigimizden terkedilmis bir evin arka tarafinda bol sinekle dolu bir alani gecerek aramaya basladik. Ulastigimiz meydanda pek cache var gibi durmuyordu. Sonra yola ciktik. Yolda da duvarlardaki yerinden oynayacak gibi duran taslarin arkasina falan baktik once. Ama buldugumuz tek sey yuzlerce tesbih bocagiydi :)
Biz olayi karmasik hale getirmisiz, cache gozumuzun onunde boceksiz, sineksiz ve temiz bir sekilde duruyormus. Başta bir evin tesisatina ait bir boru mu acaba diye cekinip dokunmasak da sonra duvarla baglantisi olmadigini kesfettik ve cache'yi bulduk. Bu cache icin de grupla gelirseniz iyi olur uyarisi vardi. Sistemi calistirip cache'yi gorduk ama iki kisi yerine geri takamayabilecegimiz dusunerek tamamen cikartmadik yerinden.







Kartpostal Hikayeleri 12




Isabel Berlin'de yasiyor. Berlin deyince de insanin aklina ilk 'duvar' geliyor. Bu konuda bir cok kitap, film, muzik... vs var.

Bir film tavsiyesi de benden: Goodbye Lenin  



Son olarak Pink Floyd'un adini gecirmeden olmaz. Pink Floyd uyelerinin tamaminin oldugu bir konsere gidemesek de Roger Waters'in ''The Wall''  konserlerinden birine gitme sansimiz olmustu. 


Mayis ayinda, surpriz bir konugu agirlayan Londra konserini de izleyebilseydik super olurdu. Videoyu izlerken bile tuylerim diken diken oluyor, orada oldugumu dusunemiyorum. Benim icin sozleriyle, muzigiyle, hissettirdikleriyle hayatimdaki en ozel parcalardan biri olan ''Comfortably Numb'' icin son nokta olurdu herhalde o konser :)



Friday, August 17, 2012

Postcards from België 12


Maria Beyaz Rusya'da yasiyor. Matematik ve fizikten hoslaniyormus. Cok cekingen ve icine kapanik biriymis. Kitap okumayi ve muzik dinlemeyi seviyormus. Degisik atmosferli soft muzik onerisi yazmanin en guzel hediye olacagini soylemisti, ben de ona bahsettigi tarza uygun dinlemekten zevk aldigim bir kac isim yazdim.

Bunlardan bir kaci:

Beirut :

    

King of convenience :

    

Fleet foxes :

    

Balmorhea :

    

Thursday, August 16, 2012

Les Anis de Flavigny..

Juliette Binoche, Judi Dench ve Johnny Depp'in oynadigi ''Chocolat'' filmini bir cok kisi biliyordur. Bir kadin kiziyla birlikte kucuk bir Fransiz köyünde bir cikolata dukkani acarlar ve olaylar gelisir. Filmde bu Fransiz köyünün adi Lansquenet'tir, gercekte ise Flavigny.
Gecenlerde Tongeren'de sirin bir dukkani dolasirken ici bon bon sekerle dolu ustunde guzel resimler olan kucuk metal kutular gordum, anason ve meyan kökü sevmedigimden gül sekerlerinden bir kutu aldim. Sonradan ogrendim ki bu sekerler Cikolata filminin gectigi Flavigny kasabasinin en onemli gecim kaynagiymis. 
Bonbonlar gercekten cok sert, hafif ama guzel bir tadi var. Beni asıl etkileyen ise kutularin uzerindeki resimler oldu. 













http://www.anis-flavigny.com/index2.html



Kartpostal Hikayeleri 11

Canim arkadasim Avrupa seyahatlerinden sonra Turkiye'ye doner donmez, gorev icin Erzincan'a gitmisti. 


35 derece sicakliga ragmen varir varmaz bu kartlari gondermis bana. Bu kartlar benim icin tam bir surpriz oldu. Erzincan'da kartpostal icin fazla secenek olmadigini Van Gogh tablolari yerine bu kartlari gonderdigini yazmis, cok da iyi yapmis, zira Van Gogh ile ilgili dusuncelerimi şu yazida paylasmistim :)







Tuesday, August 14, 2012

Postcards from België 11


Valentina Rusya'da, St. Petersburg'da yasiyor. Rus dili ve edebiyati uzerine egitim almis; film, tiyatro, moda, edebiyat ve sanat uzerine bir dergide calisiyor. 
Valentina'nin hobileri arasinda 'Lindy hop dance' var. Ben de dans etmeye bayiliyorum. 

Universitedeyken Street-jazz'dan Funk'a, Esli latin danslarindan Rock'n roll'a bir cok dans konusunda tecrubelerim oldu. Swing-jive karisimi bir dans icin ders almistik Cagri'yla, en zevk aldigim danslardan biri oydu, yerinde durmuyorsun hep bir atlama, hep bir ziplama, super:)
Hareketli danslari yapmayi daha cok sevdigimden Rumba derslerinde sıkılmıstım biraz, cok agir gelmisti.

Street-jazz ve Funk da cok keyifliydi, onlara da cok yakin iki kiz arkadasimla giderdik, inanilmaz eglenirdik, o kadar harekete ragmen, hocamizin en sonda yaptirdigi esneme ve gevseme hareketleriyle sifir yorgunluk hissederdik. 

Ayni donemlerde bir de pilates maceramiz olmustu da, cok enerjik bir hocamiz vardi, bir yandan hareketleri yapar, bir yandan da tempoyu arttirmak icin (gaza getirmek de diyebiliriz:) konusurdu. Dersin sonlarina dogru pilates topuyla aramizdaki iliski su fotograftaki gibi oluyordu, elin yerine pilates topunu, yavru tembel hayvan yerine de beni hayal edebilirsiniz :))


Lindy hop da oldukca hareketli ve bir o kadar da akrobatik beceriler gerektiren bir dans. Lindy hop'tan bir kac figur gosteren asagidaki fotograflardan ilkini (shoulder spin deniyor) Cagriyla denemistik Rock'n roll calisirken. Biraz tedirgin oldugumdan bu kadar estetik duramamis olabilirim ama yapmistik hareketi :)






Son olarak St. Petersburg: