Wednesday, July 27, 2011

I Amsterdam...

Temmuz ayinin 21i persembe gunu ulusal tatildi Belcika'da, biz de diger herkes gibi cuma gunuyle birlestirdik tatili ve bu dort tatil gununu Amsterdam'da gecirmeye karar verip, son dakikada otelimizi ayarladik.

Persembe sabahi 2 saatlik bir yolculuk sonunda saat 12 gibi otele vardik. Check-in saatinin 2 oldugunu ogrenince de restaurantinda bir seyler atistirdik, girisimizi yaptiktan sonra esyalarimizi birakip disari ciktik. Otel (Tulip Inn Riverside) merkezden oldukca uzakta. 15 dakikada Gaasperplas metrosuna yurudukten sonra yarim saat kadar da metroyla Central Station'a suruyor. 


Central Station'da ilk olarak 'I Amsterdam' sehir kartlarindan aldik. Bu kartlar 24-48 ve 72 saatlik oluyor, biz 72 saatliginden aldik. Bu kartla girisi 10-12 euro civarinda olan muzelere bedava giriliyor, bir tane kanal turu ucretsiz yapilabiliyor, metro, otobus, gece otobusleri ve tramvay da bedava. Bunun disinda bircok yerde de %25 indirim ve promosyon tarzinda avantajlari var. Yaninda verilen kitapcikta da bir cok yerle ilgili bilgi, acilis kapanis saatleri ve harita var. Yani kart odenen parayi kisa surede cikariyor. Turistik amacla gelindiyse Amsterdam'a bu karti edinmek bir cok avantaj saglayabiliyor.



Yola cikmadan Reypenaer 'da rezervasyon yaptirmistik internet uzerinden. Reypenaer Hollanda' nin en eski ve koklu peynir markalarindan. Warehouselarin yaninda peynir tatmak  icin tasarlanmis yerleri de var. Bir cok kisi tarafindan tavsiye edilmisti, biz de bu peynir tatma workshopuna katildik aksamustu. 



Iki kisilik hazirlanmis tahta siralar vardi, bu siralarda yerimizi aldik. Once peynir uretimiyle ilgili bilgiler verildi slayt esliginde. Sonra da peynirleri tatmaya gectik. Bu kisim su acidan ilginc geldi; acaba sadece incecik bir kac dilim peynir tattirip biter mi diye dusunurken, kocaman teker peynir parcalarini giyotinde kendi istedigimiz kalinlikta ve miktarda kesebiliyor oldugumuzu gorduk. 

Alti cesit hollanda peynirini beyaz sarap, kirmizi sarap ve port esliginde deneyip, kokusu, tadi rengi vs. ile ilgili yorumlarimiz ile masalarda hazir bulunan sertifika formunu doldurduk. Bir saat suren workshop'un sonunda imzalanmis peynir tatma sertifikalarimizi alarak Amsterdam sokaklarini dolasmaya koyulduk.














Dam meydanina gelmisken Madame Tussauds'a girelim dedik. Kart ile %25 indirim burada da gecerliydi ve bileti The Amsterdam Dungeon ile birlestirip alirsaniz daha hesapli bir miktar  odeniyordu. Oldukca pahali olan bu kentte biletlerimizi indirimli ve birlestirilmis olarak aldik.




http://www.madametussauds.com/Amsterdam/en/Default.aspx
  


































Aksam yemegini nerede yesek diye dusunurken, kitapcikta Restaurant Wereldeethuis Bazar diye bir yer dikkatimizi cekti. Cok tekin gozukmeyen bir sokaktan yuruyerek bulduk mekani. Icerisi oldukca ilgincti, ortasinda bir bari, boydan boya asma kati, dogu motifleriyle suslu kocaman bir mekan ve catal bicak seslerine karisan farkli dilden insan sesleri. 


Menuyu acinca biraz daha sasirdik, turk restauranti olmamasina ragmen bir cok sey turkce ismiyle yazilmisti, mercimek corbasi, yogurtlu adana gibi. Cok lezzetli bir yemegin ustune, kartin promosyonu olan turk kahvesi ve baklava, pismaniye, lokum, hurma ve bilmedigimiz bir tatlidan olusan tabak geldi, afiyetle yedik hepsini.




Cuma gunu kahvaltimizi Pancake Amsterdam'da yaptik. 


Ve sonra Museumplein'e dogru yola ciktik. Buradaki meshur I amsterdam yazisinin onunde arkasinda icinde klasik pozlari verdik fotograf cektik. 

Museumplein Amsterdam'daki 3 onemli muzenin bulundugu alan. Bunlar Van Gogh Museum, Rijksmuseum ve Stedelijk museum.  Ilk ikisine I amsterdam karti ile ucretsiz ve sira beklemeden girdik. Stedelijk museum 2011 sonuna kadar tadilattaydi. Baska bir yerde bazi eserler sergileniyormus ama iki sanat muzesinin ustune oraya da gitmeyi tercih etmedik. Rijksmuseum daha cok Rembrandt'in eserlerinin sergilendigi bir muze. 


Van Gogh Museum'da adindan da anlasilacagi uzere bolca Van gogh yaninda baska ressamlarin eserlerinin de oldugu bir muze.


Rijksmuseum'u daha cok sevdim ben. Bir cok esere hayranlikla baktim. Nasil yapilmis olabileceklerini hayal dahi edemedigim eserler vardi. Rembrandt'in belki de en bilinen tablosu The Night Watch da burada ayri bir salonda sergileniyordu.

Van Gogh muzesini gezmek benim icin cok heyecan verici degildi. Zaten muzede begendigim butun eserlerin Van Gogh disindaki ressamlar tarafindan yapilmis olmasi tesaduf olamazdi :) Yasadigi hayat ilgimi cekse de basit tablolarini "depresif firca darbeleri'', '' umutsuzluk sarisi'', ''sefil hayatin disavurumu'' gibi bahaneler uydurup sevemedim.


Muzelerin ikisinde de fotograf cekmek yasakti. Hatta giriste cantalari vestiyere birakmadan iceri girilemiyor.










Muzeleri gezdikten sonra kanal turu yaptik. Bir saat suruyor tur. Amsterdam'in belli basli kanallarinda bir kac dilde tanitim yaparak geziliyor. 

















Aksam yemegi icin bu defa bir meksika restaurantini tercih ettik ve hayatimda yedigim en guzel fajitayi yedim Restaurant GuadaLupe'de.





Cumartesi gunu iskence muzesini ziyaret ettik. Dar ve karanlik koridorlarinda iskence aletlerinin ve hangi donemde, ne amacla ve nasil uygulandiklarini gosteren gravurlerin sergilendigi bir muzeydi.

http://www.torturemuseum.com/


















The Torture Museum'dan sonra The Amsterdam Dungeon oldu siradaki etkinligimiz. 

Bu bir grup insanin  asansorde baslayip, korku uyandirmak icin duzenlenmis bir alanda, odadan odaya gezdigi ve bu sirada farkli karakterler tarafindan efsanelerin anlatildigi ve katilanlarin da hikayelere dahil edildigi bir etkinlik. Girerken 'Buraya girerken kimse sizi gormedi, cikarken de kimse sizi goremeyecek' dense de sonunda guzel bir roller coaster yolculuguyla disari cikiliyor. Korku faktoru cok olmasa da oldukca eglenceli bir kucuk macera oldu.

Sitedeki ''take the tour''a tiklayarak yaklasik olarak nasil bir sey oldugu gorulebilir.



Amsterdam gezisinde beni en cok etkileyen yerlerden biri de Anne Frank'in evi oldu. Nazi isgali sirasinda Anne ve ailesiyle birlikte 7 kisinin saklandigi bu ev, gercekligiyle insanin icini acitiyor. Cikisindaki bookstore'da Anne Frank'in o donemi anlatan gunlugunun cesitli versiyonlari satiliyor. Toplama kamplarinda olen bir cocugun gozunden dunyaya bakmak icin okunmali bu kitap. 



Cumartesi gunu ogleden sonra baslayan yagmur rahatca dolasmamizi engelledi. Bir dukkandan yagmurluklarimizi edindik, caddelerde biraz dolastik ve pazar gunu bana gore Avrupa'da en fazla bisikleti barindiran Amsterdam'dan ayrildik, yolda Sari Laleler sarkisini yazdiran Cicek Pazarina ithafen MFO dinleyerek :)