Monday, January 30, 2012

White winter hymnal...

Buraya bizden once tasinan arkadaslarimiz gecen kasim ayinda baslayan ve gitmek bilmeyen kardan bahsetmislerdi.  Bu yil da kasimdan itibaren karin yagmasini bekledim ama havalar hep cok guzel gitti. 

Burada havalar gunluk guneslik iken, Turkiye'den yuzlerce kar fotografi gorduk facebookta, gazetelerde. Karla ilgili bir cok sey hatirlatti bunlar bana.

Hayatimin hemen hemen her kisinda hem Yenisehir'de hem Ankara'da kar gordum, hem de az buz da degil. 
Cocuklugumda kar yagdiginda evlerin yakinlarinda fazla dolasmazdik , kafamiza catilardan sarkan uzun, ucu sivri buz sacagi dusmesin diye. 
Oyle bir tane falan degil tum lojmana yetecek kadar onlarca kardan adam yapardik, boyumuzdan buyuk kardan adamlarla fotograflar cekerdik. Kucuk buyuk demeden lojmandaki herkesin katildigi kar topu savaslarimiz olurdu. Butun bunlarin ardindan hala bir suru kar kalirdi etrafta.


Kar aktivitelerinin en masumu belki de karda melek yapmak olsa da, yolda yururken hic tanimadigin birinden belki bir cocuktan gelen kar topu da masum gelirdi, kizmak isterdik ama onun yerine kar topu atarak karsilik verirdik, gerginlik olmazdi. 
Bembeyaz el degmemis kara ilk ayak basan kisi olmak da cok keyifliydi.

Pencere onunde birikmis karlarin ustunde kuslarin minik ayak izlerini gorunce hem sirin bulur hem de uzulurduk soguk havaya bakarak. Ekmek kirintilari koyardik hemen ac kalmasinlar diye. 
Arkadaslarimizla topluca cam agaclarinin altindan gecerken mutlaka birisi dallarin birini cekerdi, butun karlar ustumuze duserdi.
Eskiden atkilarimiz boynumuza beş kere dolanacak kadar uzun olurdu, berelerimiz, eldivenlerimiz sıkı sıkı giyinirdik ama eve yine sırılsıklam donmeyi basarirdik. 


Universite zamanlari yurdun penceresinden ilk kar yagisini gozlemledigimizde mutlu olurduk, cunku bu eglence demekti. Ogrenci evlerinin onundeki tepecikten kayardik. Hem bu tepecikte hem de duz yolda basima az kaza gelmedi dogrusu :) 
Ankara'nin merkezinde kardan eser yokken, Beytepe'ye egoyla cikamazdik bazen, bazilari da kampuste mahsur kalirdi. Ankara'nin ilk kar temizleme araclari da bizim okul icin getirtilmisti zamaninda belediye tarafindan, o yuzden pek kar tatili goremedik Hacettepe'de :)  
Kar yagdigi zamanlar medikonun onunde sira olurdu, kimi yurtlarin onunden kayarken sakatlik gecirenler, kimi yolda kayip dusenlerden olusan bir kalabalik. Ambulans hemen gidemezdi merkez kampuse, cunku ardi arkasi kesilmezdi gelenlerin, dolmus misali calisirdi ama bunlarin hic biri ogrencilerin posetlerle bireysel ya da topluca yurtlarin onunden kaymasina engel olmazdi :)  Bagiris cagirislarla, kahkahalarla isinirdi hava, kimse odasina donmek istemezdi.

Bolumlere gitmek icin de onumuzde cetin bir yol olurdu, karlara bata cika, dusmeyelim diye birbirimize ya da yolun kenarlarinda buldugumuz her sabit nesneye tutuna tutuna giderdik. 
Sogukta usumemek icin enerjiye ihtiyacimiz olurdu, ekmek arasi patates alirdik Istatistik'in onundeki bufeden, ekmek arasi ekmek gibi bir sey olsa da severek yerdik bu karbonhidrat bombasini :) Ustune de sicacik bir cay ictik mi... 

Butun bunlara duydugum ozlemle kari bekledim. Kasim bitti yagmadi, kesin karlar altindadir diye Isvec'e gittik yagmadi, yeni yila girerken kar yok, karla ilgili aksesuarlarimiz tamam, salonun penceresindeki kar desenlerimiz tamam, kislik kiyafetlerimiz hazir, ocak bitmek uzere hala kar yok. 
Gectigimiz haftasonu Turkiye'deki kardan dolayi ucuslar iptal olup bizim icin sorun cikardigindan biraz küsmüştüm kara. 
Dun gece de camdaki kar desenlerini silmistim, nasil olsa yagmayacak artik diye, zira hava gunluk guneslikti. 






Bu sabah biraz erken kalkmistim, hava daha aydinlanmamisti bile. Salona girince duvarimizin biri boydan boya cam oldugundan havadaki beyaz tanecikleri gormem zor olmadi ama emin olamadigimdan balkona attim kendimi hemen. 
Dun karsi binanin catisindaki zeytin agacinin ustunu kapatmalarindan anlamaliydik aslinda. 
Evet kar yagiyor, sanirim kendini baristirmak istiyor benimle. Ben de kabul ettim ozrunu hemen:)
Muhtemelen yarina bu kardan eser kalmayacagi icin hemen evin icinden bir kac fotograf cektim:  













Bugun grev oldugundan okula otobusle gelenler zaten gelemeyeceklerdi, biz de kendi aramizda konusunca evde kalmaya karar verdik bugun, gitmedik okula. 
Sicak cayimi alip kitap okuyacagim simdi pencerenin onunde. Bu sene bu beyaz manzarayla bir daha karsilasamayabilirim cunku, tadini cikarmaya bakacagim :)



Kar yagarken fonda bu sarkiyi dinlememek olmaz. Kendisi zaten cok guzel, coveri da cok tatli olmus, iki versiyona da bayildim.






Thursday, January 26, 2012

Hart of Dixie..

Bluebell, Alabama'da kendi kurallariyla var olan kucuk bir kasabadir. New York'lu sehir kizi Zoe Hart tip fakultesinden mezun olurken torende hic tanimadigi birinden Dr. Harley Wilkes'ten ilginc bir teklif alir; Dr. Wilkes, Zoe'nin Bluebell'e tasinip orada doktorluk yapmasini ister. Bunun o anda sacma bir fikir oldugunu dusunen ve baska hayalleri olan Zoe teklifi kibarca reddeder.

Ama hikaye burda bitmiyor tabi ki, tahmin edilecegi uzere Zoe'nin yolu Bluebell'e dusuyor ve onun icin yeni bir donem basliyor hayatinda. Dizi de bir cok klise bulmak mumkun, konusu da cok orijinal degil ama sicacik bir televizyon dizisi.

New Yorklu genc bir doktorun bu kucuk kasabada yasayan insanlarin hayatlarina, kendilerine ozgu yasantilarina uyum saglama cabasini anlatan bir hikaye.

Hikayede yillardir bu isi yapan kasabanin sevilen doktoru, Zoe'nin hem is arkadasi hem de rakibi Dr. Breeland, Dr. Breeland'in kizi ve kasabanin gozde bekari avukat George Tucker'in nisanlisi olan Lemon, simdilerde Bluebell'in belediye baskani eski superbowlcu Lavon Hayes, Lavon Hayes'in komsusu ve yardimcisi Wade Kinsella gibi ana karakterlerin yaninda bir cok yardimci karakterle de karsilasiyoruz.

Izlerken yormayan, kimi zaman duygusal sahnelerle huzunlendiren, kimi zaman eglenceli olaylarla gulumseten ama genel olarak iyi hissettiren bir dizi.









Dizi hakkinda bir fikir edinmek icin:




Henuz ilk sezonu yayinlanmakta olan dizi gecenlerde ara vermisti. Yeni bolumleri beklerken The O.C. dizisinin Summer'i, Hart of Dixie dizisinin Zoe Hart'i Rachel Bilson'dan surpriz bir video geldi.

Cok eglenceli, izlemesi keyifli, komik bir video olmus:)

Call me doctor :







Monday, January 23, 2012

Melancholia..

''Melancholia'' ismini sonuna kadar hak eden bir film. 


Acilis sahnesi ve filmin geneline yansiyan gorsellik cok etkileyici. 


Lars von Trier'in diger filmleri gibi bu film de herkese hitap etmiyor, herkesin sevecegi turden bir film degil.


Ben bittiginde kendimi boslukta hissettiren, neyin ne oldugunu sorgulatan filmleri seviyorum. Bu filmde de bir cok sembolik oge kullanilmis, bu da filme gizem ve gerilim katmis, muzikler de insani melankoliye surukleyen diger unsurlardan olunca ortaya cok depresif, tuhaf, bir o kadar da guzel, insani allak bullak eden bir film cikmis.


'Melancholia' gezegeninin sirinligini ve filmin sonunu dusununce bu karsitlik da soru isaretleri yaratiyor.


Filmin etkisinden cikmak icin ustune eglenceli bir seyler izledik biz, iyi ki de izlemisiz, o atmosferden siyrildik biraz olsun, atmosfer demisken... :)














Sunday, January 22, 2012

Turk Usulu Fajita ve Sicak Sarap

Fajita;  tavuk eti ya da kirmizi et ile yapilan bol baharatli cok lezzetli Meksika kokenli bir yemek. Meksika lokantasina gittigimizde de ilk tercihimiz bu yemek oluyor genelde. Ozel tabaginin icinde biberleri, soganlari, etleri cizirdayarak ve ustunde dumaniyla geldiginde karsi koyamiyor tabi insan:)

Ama her zaman disari cikacak, siparis verecek, yemegin gelmesini bekleyecek zamani olmuyor insanin, ozellikle de kurt gibi acikmissa:)

Biz de hemencecik kendimize gore uyduruyoruz yemekleri, pratik bir seyler hazirliyoruz boyle durumlarda. Renkli biberleri seritler halinde kesip, soganla birlikte cok az yagda soteledikten sonra normalden farkli olarak donerle yaptik fajitamizi. Donerleri de biraz soteleyince, fajita sosu ve baharatlari ekledik. Bu agiz tadiniza kalmis, istediginiz baharat ve sosu ya da hazir satilan salsa soslarini kullanabilirsiniz.

Eger bekleyecek durumdaysaniz bizim gibi hemen yemege koyulmak yerine, fajitayi hazirladiktan sonra guvec kaba koyup firina verebilirsiniz orijinalini yakalamak adina. Bizim donerli fajitamiza hint usulu  chicken tikka masala ve hint pilavi eslik etti ama yaninda sadece misir unlu ya da normal lavas (tortilla) ile afiyetle yiyebilirsiniz.








Her ne kadar buralara kis bu sene pek gelmese de ve Turkiye'deki kar yagisini kiskansak da, kis aylarinda icilebilecek en guzel seylerden biri olan sicak sarabimizi hazirladik ve kar olmasa da burada surekli bulabilecegimiz yagmura karsi yudumladik. Hem kansizliga iyi gelir, hem icimizi isitir, hem de agzimizi tatlandirir diye dusunduk. Cok cesitli hazirlama yontemi ve malzemesi var. Biz kendi agiz tadimiza gore hazirladik sicak sarabi.

Kirmizi sarabi teflon tencereye koyduk, icine vanilya cubugu, cubuk tarcin, muskat, portakal, elma, limon,  karanfil ve esmer seker koyduk diledigimiz oranlarda. En kisik ateste isinmaya biraktik. Kesinlikle kaynamamasi gerekiyor sarabin. Evde yapildiginda ne kadar dusuk isi olursa olsun alkolun buyuk kismi ucuyor; ortaya uzumlu, aromali guzel bir icecek kaliyor.

Daha once Christmas Markt'larda ictigimiz sicak sarabin tadinda bir sey cikti ortaya, cok lezzetliydi. Bu tarz yerlerde bardaklar depozitolu olarak satiliyor, tekrar doldurabiliyorsunuz ayni bardagi, teslim ederseniz de bardagin parasini aliyorsunuz ama biz genelde kendimize sakliyoruz bardaklari hatira olarak.

Isvec'ten edindigimiz tecrubeyle hatira bardagin icine kuru uzum ve badem koyduk, ustune de hazirladigimiz sicak sarabi ekleyince sonuc harika oldu :)






Bir Van Gogh degil :)

Dil kurslari, geziler, yeme icmeyle ilgili hic bitmeyen aktiviteler, evle ilgili isler derken dolu dolu geciyor gunlerimiz. 

Geriye kalan zamanlari da yapmaktan zevk aldigimiz seylerle degerlendiriyoruz, kitap okuma, muzik dinleme, gitar calma, film izleme, wii'den balona buldugumuz her seyle oyun oynama gibi. 

Hic ozel bir yetenegim ve egitimim olmamasina ragmen resim yapiyorum bir de arada. Aachen'da tesadufen girdigimiz bir magazadan aldigimiz malzemelerle basladi her sey. 

Ortaya hic bir sey cikmasa bile renklerle ugrasmak iyi hissettiriyor insana, o yuzden tavsiye ederim herkese, iki firca, bir kac boya, bir tuval ile daha eglenceli gececektir bos zamanlariniz..

Simdilik elimdeki malzemelerle kucuk bir pena kutusu yaptim ama isi ilerletip dekupaj yapmayi planliyorum en yakin zamanda malzemeleri temin edip, bakalim neler yapabilecegim:)