Skip to main content

Sinavlar bitti :)

Ingiltere gezisi, yeni yil derken iki haftalik tatilimiz hizlica geciverdi. Gectigimiz hafta sinavlarim vardi. Donusumlu olarak 4 gun boyunca Fransizca ve Hollandaca sinavlarina girince fiziksel olmasa da zihinsel olarak yoruldum biraz. Persembe gunu son konusma sinavindan cikinca hemen eve gitmek istemedim. Persembe pazarini dolastim biraz, sadece meydan civarini degil de daha once gitmedigim kisimlarini gezdim.

Pazar faslini bitirince bir kac dukkana girdim. Haftasonu yapmayi planladigimiz kiyafet alisverisinin oncesinde kendime bir kac kucuk sinav hediyesi aldim :)

Igne iplikle fazla isim olmasa da derli toplu bir arada dursunlar diye bir dikis kutusu aldim.



Soguk havalarda keyifle icelim diye Goji-acai yesil çin cayi aldim. Cayi koymak icin de cay ile uyumlu sirin bir kutu buldum ayni magazada.

Dunyanin en saglikli meyvelerinden antioksidan ozelligindeki Acai'nin yaninda cayin icinde Goji olmasi ozellikle ilgimi cekti. Gojinin antioksidan bakimindan bilinen en kuvvetli meyva oldugu belirtiliyor. Portakaldan 500 kat daha fazla C vitamini, 18 ayri aminoasit yaninda bir cok vitamin ve mineral iceriyormus. Goji meyvesine Turkiye'de kurt uzumu deniyormus.


Cin cayindan bahsetmisken tam bir Turk kahvesi tutkunu Tugce'nin hediye ettigi Turk kahvelerinden bahsetmeden olmaz. Buralardaki Turk marketlerinden Kuru Kahveci Mehmet Efendi kahvelerinden bulabiliyoruz ama kavun aromali Turk kahvesi Turkiye'de bile denemedigim bir tatti, bu kahveler de Izmir Kemeralti'ndan gelmis.
Her gordugum soguk icecegin kavunlusu, karpuzlusu olsa ne guzel olur hem ferah, hem tatli diye dusunurdum ama kahvede hic aklima gelmemisti. Merakla denedik, ben tadini sevdim ama en guzel yani mis gibi kavun kokusuydu.


Bu hafta yeni donem basladi bile.

Hollandaca dersinin ilk gunu ders yapilmiyor. Sinav sonuclarini ogrenip hep birlikte kafeye gidip muhabbet ediyoruz. Yeni kura devam edecek dokuz kisi kaldik sadece eski sinifimizdan, ogretmenleri dogum yapacagi icin diger sinifin ogrencileri de bizim sinifta olacak artik.

Ayni gun Rosalyn'in gecen haftaki dogum gununu kutladik. Buralarda dogum gunu olan kisi pasta getiriyor ya da bir yere gidilirse butun hesabi o oduyor. Bizde dogum gunu kisisi el ustunde tutuldugundan bu gelenekler biraz garip gelmisti basta.

Rosalyn'in makinasindan o gune ait bir kac kare:








Comments

  1. Damla Sakızlı tamam da kavunlusunu falan ben almayayım:) Bu konularda biraz tutucuyum. Bazı tatlarla oynanmaması lazım diye düşünürüm hep.
    Marketlerde o kadar abuk subuk ürünler var ki...Bir ürün orjinalinden ne kadar uzaksa o kadar katkı maddesi oluyor.
    İnsanlar çok fazla aromalı şey tüketmekten normal, doğal olanın tadını unutuyor ya da bir süre sonra doğal olan onlara normal gelmemeye başlıyor.
    Ben özellikle çocuklar için mutlaka dikkat ediyorum.

    Dikiş kutusu iyidir, her eve lazım, herkese lazım:)
    Kurs ne aşamada? Hollandaca bana nedense çok zor gelmiyor. Bilmiyorum tabii, sadece gördüğümde sanki İngilizce ve Almanca arasında bir dil gibi geliyor. Yani okumaya çalıştığımda en azından günlük dilde anlıyorum sanki. Telaffuzu zor mu?

    ReplyDelete
  2. Semi gel sen bize, sana kavunlu Turk kahvesi yapayim, yaninda da Belcika cikolatasi, bir daha icmezsin sonra :))

    Hollandaca kursunda 6. kurdayim, toplam 8 kur oluyor, az kaldi bitmesine ama gittikce de zorlasiyor. Fransizca da 2. kurdayim henuz.

    Hollandaca tam olarak Ingilizce ile Almanca arasinda. Ben de mesela Almanca hic bilmememe ragmen Almanya'da yazilan ya da soylenen ufak tefek seyleri anliyorum bazen. Hatta Isvec'ce ile de cok benziyor, Stockholm'de farkettik onu da.

    Okunusu Fransizca gibi degil, hemen hemen yazildigi gibi okunuyor, tabi bir kac kurali var yine de, ama sarki soyler gibi bir ritmleri var ve ana dili Hollandaca olmayan kisiler icin zor bu sekilde konusmak. Bir de cok fazla diyalekt var hem Belcika'da hem Hollanda'da. Bu da isi zorlastiriyor.

    Tabi bir de her dilde oldugu gibi, istisnalarla dolu ve bir suru ozel deyis var. Zamanla onlari da ogrenirim diye umuyorum :)

    ReplyDelete
  3. Boşver kavunluyu ama bana Hollandaca öğretebilirsin:)
    Polonya'dayken Lehçe öğrenmeye çalışmıştım. Günlük dili hallettim ama ben Almaca'ya zor derken Lehçe'den sonra her şey basit gelmeye başladı:)
    Bu diller akraba zaten. Lehçe bilen Rusça'yı ya da Çekce' yi de anlıyor. Farklar var ama anlaşılıyor.
    Norveç, İsveç, Danimarka da dil bakımından birlikte sayılırlar.
    Dil bilmek çok güzel, insana yeni bir kültür katıyor. Keşke daha çok öğrensem diyorum bazen.
    Fırsatın, zamanın varken öğren derim:)

    ReplyDelete
  4. Almanca bildigin icin cok cok kolay olur Hollandaca ogrenmen, kelimeler kadar gramerde de benzerlikler var, bir de Ingilizce biliyorsan biraz daha kolay.

    spielen, sprechen gibi kelimeleri ş yerine s ile soylemeye baslarsan, simdiden bir suru kelime hazinen oldu bile :)

    Polonya'da yasadigini bilmiyordum, merak ettim simdi Lehce'yi , hic iyi olmadi bu :p

    Benim en buyuk hayallerimden biri, utopik olmakla birlikte dunya uzerindeki butun dilleri konusabilmek, ne kadar harika olurdu:)

    Ben de kendi kendime kitaplardan falan Italyanca ogreneyim istemistim buraya gelmeden once, hatta Bursa'daki kitap fuarinda bir suru Italyanca hikaye kitabi bulmustum seviye seviye, Turkce kitaplardan cok onlardan almistim, ogrendim de hikayelerim eksik kaldi :))

    Defterimi buldum gecen, duzenli notlar tutmusum, alistirmalari cozmusum falan, ama tabi sadece ilk bir kac unite, sonra buraya gelme durumu cikinca kaldi oyle. Fransizcayi biraz ogreneyim ilk isim Italyancaya da bir el atmak olacak gibi :)

    ReplyDelete

Post a Comment