Thursday, March 15, 2012

Erguvan kalem..

Kirtasiye malzemelerini her zaman sevmisimdir. Ihtiyacim olsun olmasin, farkli renkte bir kalem, ilginc tasarimli bir silgi, renk renk ataclar, daksil, yapistirici, post-it, defter... vs gordugum zaman karsi konulamaz bir istek duyuyorum almaya dair.

Gecenlerde asagidaki kumas kapli defteri almistim yine bir kirtasiye gezim sirasinda :) Kullanmaya kiyamadim, ne yazacagimi bilemedim. Hep oyle olmaz mi zaten. Insan begenerek aldigi bir seyi dogru zamanda kullanmak ister o zamana kadar da kenarda bekler durur.

Sonra bir yazi okudum bir blogda, hosuma gitti, henuz bir sey yazmasam da motive etti beni yazmaya, cizmeye... Yazi ve blogun adresi asagida.. Belki sizin icin de bir seyleri harekete gecirir :)






Bundan sonrasi tamamen blogdan alintidir: 


''
....

Yazmak için gerekli olan şeyleri aldınız. Güzel bir dolmakalem mesela. Sonra kağıdına bakmaya doyamadığınız bir defter edindiniz. Her şey harika. Ama yazmaya kıyamıyorsunuz!

Belki aklınızdan geçenlerin, belki de yaşadığınız hayatın ayrıntılarını yazmaya değer bulmuyorsunuz. Ama şunu unutmayın defterler süs değildir. Defterler yazılmak içindir. Kalemler de öyledir. Yazmayan bir dolmakalem suskundur, hamdır, daha olmamıştır. Yazdıkça kendini bulur kağıt, yazdıkça kendi mürekkebinizi bulursunuz. Kimsenin rengi bir değil. Hepimiz aynı dünyadayız belki, fakat her insan bir diğerinden farklı. 

Öyleyse defterlere gidelim, büyük şeyleri, 'yazmaya değer şeyleri' bir kenara bırakalım. Defterimize gündelik saçma sapan ayrıntıları yazalım. Marketten alacağımız domatesi, ekmeği yazalım. O gün gazetede okuduğumuz bir yazıda hoşumuza giden bir cümleyi yazalım. Karalama yapalım. Arkadaşlarımızın adını yazalım. Gezmek istediğimiz ülkeleri yazalım. Gittiğimiz müzenin biletini yapıştıralım defterimize mesela, içmeyi sevdiğimiz çayları, kahveleri yazalım. Hoşumuza giden filmlerin isimlerini, sözlük karıştırırken bulduğumuz bir kelimeyi yazalım. Bizden önce bu dünyayı şenlendirmiş sanatçılara küçük de olsa bir selam göndermiş olalım. Okuduğumuz kitabın adını, yazarını veya Can Yücel'den birer şiir yazalım, Sakız Ağacı şiiri güzeldir, bütün defterlere yakışır:

O bir sakız ağacıydı, alelade;
Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi,
O zaman bu zamandır memnun yerinden;
Seyreder bulutları, göğü, denizi.

Titreşirdi rüzgârla güneşli yaprakları;
Ömür sürdü öyle hoşnut dünyasından,
Aydınlıktan uyku tutmazdı bazı geceler,
Motor sesleri duyulurdu uzaklardan.

Tanrı adını işitmedi ömründe;
İnanmadan da madem yaşanıyor diye,
Rüzgârlı bir kıyıda, sevinç içinde,
Yaşamak dururken düşünmek niye?

Anmadı geçenleri bir defa bile;
Ne uğraşır mesut olan gelecekle?
Bir avare misali, günü gününe,
O bir sakız ağacıydı, yaşadı sade.

Defteri her açtığımızda bize yeni şeyler söyleyen böyle güzel şiirlerin yanına, kendi şiirlerimizi de tıkıştıralım, resim de yapalım. Olmaz, ben çizemem, ben yazamam demeyelim. Yazalım da çizelim de. 

Hem bir de bakmışsınız bir toplumsal tarih belgesi hazırlamışsınız yahut kendi kişisel tarih kitabınızı usul usul yazmışsınız.  

Defter bizim değil mi, kime ne?
...

"

No comments:

Post a Comment